« Önceki | Sonraki »
|
Özümüz'den bağımsız soru ve ihtiyaçların kurduğu karmaşada, dört nala koşan atların sürüklediği bir arabada uçuruma giderken, aklımıza ne kendimiz ne de yitiklerimiz geliyor. Güzel adamlara uzaklığımızda ve gün gün bizi kemiren yoksullukta, çocuksu oyun ve uğraşlarla oyalanıyoruz. Kalbimizi mânâsız sevdalarda boğdurarak nefessiz bırakmış; 'can'ımızı, soluksuz 'canan'ların arkasında koşturarak yormuşuz. Hayat kalbimize ulaşamıyor, yorgun düşmüş 'can'ımıza bir şey ifade edemiyor. Alıntı... |
Bir CICEK bir mektuptur.
Allahin adiyla baslar!
O'nun lütfuyla gülümser.
O'nun san'atini anlatir.
O'nun rahmetini müjdeler!...
Okumasini bilen, o mektubu bütün incelikleriyle okur!
Bir KUS bir mektuptur!
Canlanmis ve dile gelmis bir mektup.
Allahin adiyla baslar.
Onun kudretiyle ucar!
Onun rahmetini sakir saatler boyu.
Onu kimse gamli ve kederli göremez. Günesin dogusunda ve batisinda sevinc cigliklariyla ilan eder aleme!...
Kimdir onu yaratan ve yasatan? Kimdir onu besleyen ve büyüten? Kimdir onu bir sevgi yumagi haline getiren? Kimdir onun sevinc cigliklariyla gök kubbeyi cinlatan?
Dinlemesini bilen, o mektubun kimden geldigini bilir, neyi anlattigini anlar!...
Bir YILDIZ bir mektuptur.
Her gece sema nice mektuplarla yaldizlanir.
Onlardan her biri Allahin adiyla baslar!
Her biri bir milyon dünya büyüklügündeki o dehsetli alev kürelerini; kudretine boyun egdirenin kim oldugunu anlatir.
Her biri birer kücük cehennem olan o yildizlarla gökyüzünün güzel yüzünü sessizce güldürenin kim oldugunu bildirir.
Görmesini bilen, o muhtesem tabloda rahmetin tebessümünü görür!...
Her VARLIK bir mektuptur.
Okuyan, gören ve isiten, her varlikta bir dünya bulur.
Dünyanin anlattigini, her varlik binlerce dille anlatir ona .
Nakis nakis gösterir, renk renk gülümser, sessiz cigliklarla cinlatir yeri ve gökleri:
La ilahe illa Hu... diye !
Alıntıdır
Daima düşünceliydi
Susması konuşmasından uzun sürerdi.
Lüzumsuz yere konuşmazdı.
Konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı.
Dünya işleri için kızmazdı.
Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi, intikam almazdı.
Düşmanlarını affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
Kimseyle çekişmezdi.
Çok konuşmazdı.
Boş şeylerle uğraşmazdı.
Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.
Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz ve ayıplamazdı.
Kimsenin kusurunu araştırmazdı.
Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.
Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.
Her zaman ağırbaşlıydı.
Konuşurken çevresindekileri kuşatırdı.
Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.
Yürürken ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmazdı.
Adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirdi.
Vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.
Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.
Dostlarına şöyle derdi: Dünyada garip bir kimse, yahut bir yolcu gibi ol.
Her zaman hüzünlü, fakat mütebessim bir haletle dururdu.
Âdet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı.
Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.
Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilmezdi.
Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.
Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmezdi.
Bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.
Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi: İlahi, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım.
Sıradan değildi. Ama sıradan insanlar gibi yaşardı.
Muhib uzun zamandır göremediği sevgilisi ile kimseciklerin bulunmadığı bir yerde karşılaştı. Civarda iki aşıktan başka hiç kimse yoktu. Bu fırsat bir aşık için bulunmaz nimetti. Hani bir hadise anlatılır ya:
" Bir bedevi (çölde yaşayan arap) devesi ile beraber çölde yolculuk etmektedir. Suyu, ekmeği herşeyi devesi üzerinde olduğu halde biraz dinlemek maksadı ile bir ağacın gölgesi altına oturur ve oracıkta uyuyakalır. Bir vakit sonra gözlerini açtığında bakar ki, devesi bağladığı yerde yoktur.
`Eyvah, şimdi mahvoldum, ben bu çölde ekmeksiz, susuz, bineksiz ne yaparım?` diyerek, dövünür ve kaybolan devesini aramaya başlar. Bir o yana bir bu yana saatlerce devesini arar ama nafile. Hayvan kaybolmuştur. Bunun bir başka izahı ise adamın artık yaşama ümidi kalmamıştır. Zaten deveyi aramaktan yorgun düşen adam, onu bulamamanın verdiği ümitsizlik ile ölümü beklemeye koyulur. Bu sırada bir uyku hali bastırır ve adam olduğu yerde uykuya dalar. Uykudan, bir müddet sonra uyandığında bir de ne görsün; kaybolan devesi başı ucundadır. Suyu ve ekmeği de üzerinde olduğu halde. Deliler gibi sevinir. Sonra ellerini açarak Allah`a teşekkür babında: `Ey Allah`ım, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim.` der.
Evet, bedevi ölümün eşiğinden dönmüş ve bu sebeble aklını başından alıp götüren bir mutluluğa garkol muştur. Aklı başından gidince de `Ey Allah`ım, Ben senin kulunum, sen de benim Rabbimsin` diyeceği yerde, `Ey Allah`ım, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim.`demiştir.
İşte şu bedevinin yaşadığı mutluluk ile Muhib`in sevgilisini bulduğu anda ki mutluluk bir kıyas edilse idi; bedevinin sevinci bir damla ise Muhib`in sevinci şüphesiz bir umman mesabesinde olurdu. Muhib bu karşılaşma sonucunda deli-divane olmuş bir halde iken, sevgilisi Cânân seslendi:
- Ey Muhib! Hadi başını kaldır da bana bak.
Muhib, sevgilisini ilk gördüğü anın dışında bir daha sevgilisine bakmamıştı. Ve yine başı önde olduğu bir halde konuştu:
- Ey biricik sevgilim! Ben nasıl olur da sana bakarım. Hakikat şudur ki; göz bu aşk işinde bir yabancı gibidir. O aşk nedir bilmez. Ve sevgiliye bakmaya da layık değildir. Hal böyle olunca ben seni kendi gözümden dahi kıskanıyorum. İşte bendeki bu kıskançlık sana bakmaktan beni alıkoyuyor. Oysa benim seni gören bir gözüm var ki; bütün gözlerden uzaktadır. O gönlümün en gizli yerinde gece-gündüz seni temaşa etmekte ve senden nasibini almaktadır. Baş gözü zamanla görüşünü kaybederse de, gönlümdeki gözümün görüşü zaman geçtikçe keskinleşir. Bu yüzden günbegün seni görüşüm daha da netleşmektedir. Bu gözüm sayesinde sende her an binlerce farklı cevher keşfetmekteyim. Bana merhamet et ve bu nimetten beni mahrum eyleme. Yani başımdaki gözüm ile sana bakmamı benden isteme. Bu hususta beni mazur gör.
Cânân, aşkının bu yanıtından dolayı hoşnut oldu. Zira Cânân biliyordu ki; aşk bir gönül işidir ve sevgiliyi görmek ve onu seyretmekte gönüldeki gözün işidir.
Sevgiyle kalın İnş.